İnsan aldandı…

Ahmet Kekeç’in ölüm haberini aldığımda gayri ihtiyari Bediüzzaman’ın şu sözleri geldi aklıma: “Eyvah, aldandık! Şu hayat-ı dünyeviyeyi sabit zannettik. O zan sebebiyle bütün bütün zayi ettik. Evet, şu güzerân-ı hayat bir uykudur; bir rüya gibi geçti. Şu temelsiz ömür dahi bir rüzgâr gibi uçar, gider.”

Kekeç, ömrün temelsizliğini, bir rüzgar gibi uçup gidiciliğini, sonsuza kadar bir dünya hayatının olmadığını anlamış mıdır? Şimdi ne düşünüyordur? Delil göstermeden yazdıklarından, ispatlama gereği duymadan yüz binlerce kişi hakkında söylediklerinden pişman mıdır?

Doğrusu çok merak ediyorum.

Ben şahsen geçmiş hukukumdan kaynaklanan kişisel haklarımı helal ediyorum. Ama diyorum ki yazıp çizerken, konuşurken, söylerken keşke ölümü hesap etseydin. Bu dünya hayatının istesen de istemesen de biten, sonu gelen bir şey olduğunu ve bütün yaptıklarımızdan hesaba çekileceğimiz bir günün geleceğini hiç unutmasaydın. Ona göre yazıp, ona göre itham etseydin. Müslümanın ağzından çıkan sözün hiç boşa gitmediğini, sarf edilen sözün muhatabını ıskalarsa mutlaka kendisine çarptığını bir an olsun akıldan çıkarmasaydın.

Sahi, bu dünyada kazandıkların sonsuz hayata bu kadar yükle gitmeye değdi mi?

KHK ile işten atılan, koronavirüs konusunda ülkenin tek ihtisas sahibi doktorunun yeniden göreve çağrılması söz konusu olduğunda ne yazmıştın hatırlıyor musun?

“15 Temmuz’da birçok KHK’lı doktor yaralananlara (üstelik ağır yaralılardı bunlar) bakmadı. Birçoğu basit pansuman hizmetini bile vermedi. Şunu söylediler ‘Kim sizi sokağa döktüyse gidin pansumanınızı ona yaptırın. Şimdi bu ‘namussuz’ ve ‘şerefsiz’ efradı Koronavirüs bahanesiyle yeniden devlet kadrolarına yerleştirilecekler, devlet yeniden ‘fetöcülerin çiftliği haline gelecek öyle mi?”

Dua et de ismini zikrettiklerin ‘namussuz’ ve ‘şerefsiz’ olsun yoksa ahirete namussuz ve şerefsiz olarak gitmiş olacaksın.

Dahası, kanunun suç saydığı hiçbir fiili işlememelerine rağmen, tiyatro olduğunu iliklerine kadar bildiğin malum olayı bahane ederek devletten atılan, yüzbinlerce kişiyi terör örgütü mensubu ilan etmiştin. İşten atılmakla da kalmadı özel sektörde de iş bulamaz hale getirildiler. Çoluk, çocuk, yaşlıdan oluşan milyonlarca kişiye yapılan bu zulmü siyasi saiklerle alkışlayıp zulme maruz kalanları belge göstermeden itham ettin. Şimdi hesap yerindesin o yüzbinler senin dediğin gibi sahiden teröristse yaşadın. Ülkenin teröristlerden kurtulması(!) operasyonuna alkış tuttuğun için sana büyük mükafat var demektir. Yok eğer o yüzbinler terörist değilse, hırsız ve zalim bir şebeke istediği gibi at oynatsın diye devletten atılıp açlığa mahkum edildiyse hapı yuttun.

Ben kişisel hakkımı helal etmiştim ama etmeyen, etmeyecek olan, bu dünyada olmasa, ahirette yarım kalmış hesabını mutlaka soracak yüz binlerce insanla nasıl ödeşeceksin çok merak ediyorum. Ege’de, Meriç’te zulümden kaçarken can veren bebeler, açlığa mahkum ettiğiniz çocuklar, yardım götürdüğü için tutuklayıp hapiste öldürdüğünüz kadınlar dua et de terörist çıksın yoksa tek bir kişinin bile senden alacağı öte dünyadaki hayatını perişan etmeye yeter.

Gittiğin yerde sürgün korkusuyla dosya hazırlayan savcılar olmayacak; tutuklanan üyelere bakıp noter gibi önüne geleni onaylayan Anayasa Mahkemesi üyelerini de bulamayacaksın; kişisel hırs ve çıkarlarını hukukun yerine koyan Yargıtay üyeleri de sana eşlik etmeyecek. Sadece ve sadece yüzleşeceğin gerçekleri bulacaksın. Ve gözünün nuru kızı Fatıma’ya “Orada sana ben bile sahip çıkamam” diyen Hz. Peygamberin vaat ettiği günü yaşayacaksın.

Sözlerim sadece Ahmet Kekeç’e değil, İslamcı mahallenin bütün yazar-çizerlerine ve bir hesap günü olduğuna inanan herkese, hepimize. Lohusa kadın, kundaktaki bebek demeden yüz binlerce insana yaşattığınız zulmü bir dava olarak görmeye devam ediyorsanız, size kolay gelsin ahirette görüşürüz. Yok eğer küçük maslahatlar, çakıl taşları çıkarlar gereği bunu yapıyorsanız biliniz ki ölüm var, hesap günü var.

Hani ne diyordu şair “Ahiret yurdu yakın, pişman olacaklar çok / Batı’dan doğunca gün, yapacak bir şeyin yok.”