Hep aynı final!

Belli bir ideal ile başa gelirler… Halkın çoğunluğunun güvenini kazanıp özellikle ilk yıllarda gerçekten faydalı işlere imza atarlar.

Güç sarhoşluğu nasıl bir zehirse belki bu ilk dönemi birkaç yıl uzatabilir ama nihayetinde bambaşka bir kimliğe bürünmeye başlarlar.

Yavaş yavaş dönüşüm başlar.

Baştaki tevazuun yerini ihtişam ve kibir alır.

Kendilerini şu fani dünyada ölümsüz zannedenler bile vardır.

Hepsi geleceği planlamak adına her türlü kötülüğü mazur görür.

Enteresandır, zalim yöneticilerin çoğu vaktiyle zulüm görmüş sıradan insanlardır. Büyük çoğunluğu sefillikten gelmiştir.

Yazlık, kışlık saray takıntıları, mücevher zaafları vardır.

Bir anda değişen yaşam standartları onları sonradan görmeliğin en uçlarına taşır.

Her şeyin en iyisini, en güzelini, en pahalısını yerler, içerler, giyerler.

Zamanla en yakın arkadaşları ve çevresi yanlış uygulama ve kararlarından, sebep olduğu felaketlerden rahatsız olup, ondan kopmaya başlar.

Çevrelerini de kendilerine göre dizayn ederler. Nevzuhur onlarca dalkavuk bu dönemde etraflarında kümelenir. Şuur biat ve liyakatsiz teb’a, sorgusuz sualsiz hayran kitlesi oluştururlar.

İşin garip tarafı hiçbiri kendini daha önceki zalim ve diktatörlere benzetmezler. Bu dönemlerinde bile başkalarını zalimlik ve otoriterlikle suçlayabilirler.

Adaleti iğdiş ederler ama uzaklardaki adaletsizliğe karşı duruyor gibi yaparlar.

Ortak özelliklerinden biri de muhaliflere hayat hakkı tanımamalarıdır.

Kendilerini devlet olarak görürler, onlara yapılacak muhalefet devlete, millete hatta dine yapılan muhalefet kadar ağır bir suçtur ve ihanetle eşdeğerdir.

Güç, başlarını öyle bir döndürür ki, olmayan kudretleri kendilerine atfederler. Dünya onların etrafında dönüyor hissine kapılırlar, arzu ettikleri şeyi yapabileceklerine samimi olarak inanırlar.

Muhaliflerine asla yaşam hakkı tanımazlar… Söz hakkı vermezler…

Kendi yaşamlarının aksine halkları gittikçe yoksullaşır ve sefalet dört bir yanı kasıp kavurur. Umurlarında olmayacaktır elbette.

Kendileri zenginlik içinde yüzerken, halka çile çektirirler. Kan kustururlar…

Doğru onlara göre anlık değişiklikler gösterir. Bir gün doğru dediklerine ertesi gün yanlış diyebilirler ve anında dalkavuk kitlesi tarafından desteklenirler.

Su gibi yalan söylerler.

Çevresinden ve toplumdan bu yalanlara itiraz gelmeyince o, yalanların dozunu ve miktarını daha da artırırlar.

Bugün ak dediğine, ertesi gün kara der. Bugün doğru dediğine bir başka gün yanlış derler.

Utanma hislerini aldırmış gibi hayasızca bir utanmazlık içine girerler.

Önce yarı kutsallık, sonra kutsallık payesi alırlar.

Romania comes to terms with monument to communism 30 years after Ceaușescu's death | Romania | The Guardian

Kendilerine tapınılması hoşlarına gider, bundan gizli açık haz duyarlar.

İki dudaklarının arasından çıkan her şey kanun hükmündedir artık. Sıkıysa dedikleri yapılmasın, hayat hakkı tanınmaz asilere! Kimse onun emirlerine ve özel yasalarına aykırı adımlar atamaz, söz söyleyemez. Düşünce açıklayamaz. Görüşlerine, kişisel davranışlarına karşı çıkamaz. Çıkarsa anında linç edilir ve yokluğa mahkum edilirler.

Kahraman üretmekte mahirdirler. Elbette kendilerini aşmayacak tonlarca sahte kahraman üretirler. Ve elbette hain…

Zamanla paranoyaları sınır tanımaz ve herkesten, her şeyden şüphe duymaya başlarlar.

Ölüm korkusunu dizginleyemezler bir süre sonra. Öldürülme, suikasta kurban gitme korkusundan ötürü koruma ordusu ile gezerler.

Geceleri zehir olur, zira rahat uyku uyuyamazlar. Suikast ve darbe söylentileri ruhsal yapılarını bozar ve herkesi düşman olarak görmeye başlarlar. Bu sebeple sıklıkla devlet kadrolarında temizlik yaparlar. İnsanları bozuk para gibi harcamaktan zerre miktar tereddüt etmezler.

Hepsi şahsına özel yargı, ordu, emniyet örgütlenmesi kurar. İleride yargılanmayı, hesap sorulmasını önlemek için tüm kurumları kendisine bağlarlar ve bu yönde kanunlar çıkartırlar.

Onların döneminde hapishaneler dolup taşar. Hain bereketi sarar yurdu.

Sahte bir sevgi pıtırcığıdır hepsi. Hayvanları sever gibi görünürler ama muhalif olarak gördüklerinin bir sinek kadar değeri yoktur gözlerinde. Zalim oldukları kadar müşfik görünmekten hoşlanırlar. Başta kendilerine karşı munis ve müşfiktirler. Sonra aile fertlerine.

Hiçbir kanunu tanımazlar, kendi yasalarını tanımayanı ise yaşatmazlar.

Kitleler onlar için güdülecek sürülerdir artık. Önemsizdir ama her fırsatta, yaptıkları her şeyi halk için yaptıklarını iddia ederler.

Sıklıkla birlikten dem vururlar, dil, vatan, bayrak birliği ortak argümanlarıdır.

Tem millet, tek bayrak, tek lider, sloganını kullanmıştır çoğu…

Eminim birçok isim gelmiştir aklınıza.

Hitler, Mussolini, Stalin, Saddam, Franco, Kaddafi, Çavuşesku, İdi Amin, Salazar…

Bu isimlerin hepsi benzer hayat yaşadı. İdeolojik alakasızlıklarının rağmına hep benzer lüks konaklarda, yazlık kışlık saraylarda görkemli, şatafatlı bir yaşam sürdüler.

Ve benzer akıbet onları buldu.

Vakitleri geldiğinde ne kadar istemeseler de kadar hükmünü verir ve malum sonlarına ilerlerler. Vakti saati geldiğinde koltuklarını bırakmak zorunda kalırlar. Ama erken, ama geç…

Örneğin tarihin en kanlı faşist diktatörlerinden biri olan Hitler… Savaşı kaybettiği kesinleşip, Sovyet ordusu Berlin’e girince, yeni evlendiği Eva Braun ile birlikte intihar eder. Braun, siyanür kapsülünü ısırarak saniyeler içinde ölür. Hitler ise önce siyanür kapsülünü ısırır, ardından aynı anda silahıyla kendisini kafasından vurarak öldürür kendini.

Çağdaşı Mussolini, metresi Clara Petacci ile birlikte kurşuna dizilerek öldürülür. Ertesi gün Mussolini’nin, sevgilisinin ve birkaç yandaşının cesedi Milano’da Loreto Meydanı’ndaki Esso benzin istasyonunun çatısından baş aşağı sallandırılır.

1965’te Romanya’nın başına geçen Nikolay Çavuşesku, düşünce ve ifade özgürlüğüne karşı savaş açar. Kendisi servet içinde yüzüp oldukça lüks bir hayat yaşarken, halk yiyecek ekmek bulmakta bile zorlanır. 1989’da başlayan barışçıl gösteriler sırasında eylemcilerin üzerine ateş açılmasıyla olaylar daha da büyür ve ordunun da dahil olduğu bir ihtilale dönüşür. Kaçmaya çalışan Nikolay Çavuşesku ve eşi Elena Çavuşesku, 25 Aralık 1989’da yargılanarak kurşuna dizilir.

Paraguay’ın askeri diktatörü Alfredo Stroessner, Latin Amerika’da 20. yüzyılın en uzun süren diktatörlüğünü kurdu. 1954’te Federico Chavez’i devirir ve ardından yalnızca kendisinin aday olduğu bir seçimle devlet başkanlığına gelir. Bir yandan kırsal kesimdeki yoksullar ile kent işçilerinin huzursuzluğunu yatıştırmaya çalışırken, bir yandan da büyük toprak sahiplerinin ve işadamlarının çıkarlarını kollar. Meclisi ve mahkemeleri yandaşlarıyla doldurur. Altı kez art arda başkan seçilmesini meşrulaştırmak için 1967 ve 1977’de anayasa iki kez değiştirir. Rejim karşıtlarına ağır baskılar uygular. Şubat 1989’da bir askeri darbeyle yönetimden uzaklaştırılır ve on yedi buçuk yıl sürgünde yaşayacağı Brezilya’ya kaçar. Ölümünden önce ülkesine dönmek ister ama olumlu cevap alamadan 2006’da Brezilya’da halkının lanetleri arasında ölür.

Partisini devlete, devletini partisine çevirdikten sonra ülkeyi kendi adına tapulayan her diktatörün sonu benzer olur, ya idama mahkum olurlar, ya intihar ederler ya da ülkelerinden kaçarlar…

Çevrenizde bildiğiniz diktatörler varsa iyi takip edin benzer akıbeti yaşayacaklarını göreceksiniz!