Bu katiller benim atam değil

Bu katiller benim atam değil

Geriye doğru “atam/atalarım” yok.

O toprakları bir süre idare etmiş kişiler topluluğu.

Zaferler kazanan var, reformlar yapan var, ihanet eden var, yiyen var, -af buyurun- içine eden var.

Hepsi var.

Hiçbirine kutsiyet atfetmeden kritik ediyor, anlamaya çalışıyorum.

Ve bu çizgiye gelmem hayli zaman aldı.

***

Kahramanlık destanlarıyla büyüdük.

Bizde yenilgi yoktur, yağma/talan asla!

Kölelik, zulüm, işkence, katliam… Ne münasebet?

***

Oysa hepsi vardır.

Osmanlı’nın son asrı hüsrandır.

93 harbini (1877-78) kaybedince Ruslar, İstanbul’a dayanmış, İngilizler sayesinde kotarılan Ayastefanos anlaşmasıyla devlet yok olmanın eşeğinden dönmüştür.

Yine Balkan savaşlarında ordunun durumu berbattır, birkaç ayda kaybedilmiştir.

O dönem anlatılan kahramanlık edebiyatı, bugünden geri değildir yani.

Kaybeden idareciler, her netameli işe bir öykü bulmakta hayli mahirdir.

Gerçi hep öyle olmamış mıdır?

***

Türklerin tarihi masallarla doludur.

Bunda sol-sağ fark etmez; ideolog, tarihçi, yazar/şair/gazeteci güruhunun katkısı muazzamdır.

Üzerine inşa edilen yapı çürüktür.

Mirasçıları bunu çok iyi bildikleri için telaştalar.

Amaç ortak olunca Ankara’da dümende kimin olduğu ikinci plana atılıyor.

Şu son “Ermeni soykırımı” gündemi, turnusol oldu.

Bir avuç insan, kirli ve karanlık geçmişle hesaplaşma kavgası verirken…

Yığınlar Ankara’nın resmî tezlerinin yanında hizalandı.

***

Dersimiz tarih değil.

Okur, araştırırsınız.

Öteden beri yakın tarihe merakım var.

Her geçen yıl deştikçe bambaşka hakikatlerle yüzleşiyorum. 

Son yıllarda okuduğum hatıratın, gördüğüm evrakın dönüp dolaşıp göze soktuğu önerme şu:

-1908’de ikinci meşrutiyetle gücünü gösteren İttihatçılar, o gün bugün egemendir.

***

Yüzde yüz bir kat’iyetle diyebilirim ki:

Ermeni tehciri — Ankara’nın ve resmi tarihçilerin anlattığının aksine — 1915 yıllarında ortaya çıkan güvenlik riskleri dolayısıyla — savaş koşullarında hızla karar verilip — uygulanmış bir tedbir değildir!

İttihatçıların egemen olmasıyla uygulamaya koydukları “etnik temizliğin” ana halkasıdır.

Rumlar, Yahudiler buna dahildir.

Aleviler, sonrasında Kürtler nasibini almıştır.

Anadolu gayrimüslimlerden arındırılmış, Türk-Sünni İslam sentezine itaat edene hayat hakkı tanınmış, biat etmeyen ağır bedel ödemiştir.

***

Yağma ve talan ise, öteden beri temel devlet esaslarından biridir yani…

“Ganimet” kültürüyle çok da güzel izah edilir.

***

Murat Bardakçı, 2008’de Ermeni tehcirinin mimarı Talat Paşa’nın evrak-ı metrukesini yayımladı. Kitabın 108. sayfasındaki belgeye göre, 8-9 aya yayılan tehcirin sonunda kayıp Ermeni nüfusu 972 bin 246’dır .

Bir asır sonra bugün Anadolu’da Ermeni nüfusu on binlerle ifade ediliyor.

Resmi tarihçiler çok sıkıştığında, “Merkezin imha veya katliam talimatı yoktu” diyor.

Oysa, talimat olsun olmasın…

Ermeni tehciri, sonuçları itibariyle soykırımdır.

***

Bu devlet, şu yıllarda yaşananları da yarın inkâr eder, “Merkezin böyle bir talimatı yoktu” der.

Bugüne kadar katlettiği canların hesabını vermediği gibi mallarını da iade etmedi.

Bu devran böyle gitmez yalnız.

Ankara’nın ve asrı aşan nobranlığın telaşı bundan.