Petrolün diyetini Ermeniler ödedi

Petrolün diyetini Ermeniler ödedi

Yüzyılın başında, önce Osmanlı tebaası olan Ortadoğu’daki Hristiyan Arapların, kitleler halinde ABD ve Güney Amerika’ya göç ettirilmesi, sonra Ermenilerin Anadolu’dan temizlenmesi, son olarak da Anadolu Rumlardan arındırılırken, Balkan Müslümanlarının da mecburi göçle Anadolu’ya yerleştirilmesi… Ortadoğu ve Balkanlarda 1910-1925 yılları arasında gerçekleştirilen bu olaylara baktığımızda Osmanlı coğrafyasında, milli devletlere müsait hale getirmek için insanlık dışı bir mühendislik çalışması yapıldığını görürüz.

Osmanlı yıkılacak ondan arta kalanlar Anadolu’da toplanacak, Müslümanlar da Avrupa’dan kazınacaktı.

Ermeni tehciri ve katliamları, Osmanlı coğrafyasının dizayn edilmesinin en önemli ayaklarından birisidir. Anadolu’daki yüz binlerce Ermeni Yozgat’tan, Erzurum’dan, Sivas’tan, Diyarbakır’dan toplanıp o dönemde yine Osmanlı toprağı olan Beyrut’a, Halep’e gönderilmesi bana hep ilginç gelmiştir. Ne tesadüftür ki Ermenilerin gönderildikleri bu yerler bir müddet sonra elimizden çıkmıştır. Mesela Adana’daki Ermeniler Antalya’ya da sürülebilirdi ancak öyle yapılmamış, Halep’e, Beyrut’a sürülmüştür ve buralar birkaç yıl sonra başka bir ülkenin sınırları içinde kalmıştır.

Rumların Ege’yi işgali Ermenilerden sonra Anadolu’da yaşayan diğer Hıristiyan unsur olan Rumları Anadolu’dan kovmak için sadece bahane üretmişti. Yunanistan İzmir’e asker çıkarmış, Anadolu’yu harekete geçirdikten bir müddet sonra da askerlerini Yunanistan’a geri çekmişti. Rumların Ege’yi işgali ve sonra apar topar dönüp gitmeleri yüzyıllardır Anadolu’da sorunsuz bir şekilde yaşayan bütün Rumların göçe zorlanmasıyla sonuçlanacaktı. Buna mukabil Yunanistan’daki bütün Türk ve Müslümanlar da Rumların burada boşalttıkları topraklara yerleştirmek üzere Anadolu’ya sürülecekti. İstiklal Savaşında birbirlerinin hasmı olan Atatürk ve Venizelos’un buradaki Rumların Yunanistan’a, oradaki Türklerin Türkiye’ye getirilmesinden sonra çok yakın dost olmaları bana hep ilginç gelmiştir. İstanbul’dan önce Osmanlı topraklarına katılan Selanik’in tek kurşun bile sıkmadan teslim edilmesi, Nüfus olarak Türklerin ve Müslümanların çoğunlukta olduğu Bulgaristan, Yunanistan sınırlarında kalan toprakların bu denli kolay kaybedilmesi de yüz binlerce Ermeni tehcire ve katliama maruz kalırken büyük devletlerin yaşananları izlemekle yetinmesi de bana hep ilginç gelmiştir.

Öyle sanıyorum ki İttihat Terakki Hükümeti daha savaş bitmeden (belki de savaş başlamadan) Antep’in güneyini başka bir ülkeye vermişti. Ve yine zannediyorum bütün Balkanlar ve Ortadoğu’dan çekilerek farklılıklardan temizleme şartıyla Anadolu’da yeni bir devlet kurma konusunda büyük devletlerle anlaşmıştı.

Osmanlı birbirinden çok farklı din, dil, ırk ve inançtan oluşan bir milletler topluluğuydu. Müslümanlar hakim unsur olsa da Ermeniler, Hristiyan Araplar, Rumlar, Yahudiler, Süryaniler, Ezidiler gibi farklı etnik yapılar da Osmanlının diğer yapı taşlarıydı. Bu yüzden Osmanlı’yı parçalamak ve onun içinden milli devletler çıkarmak bir hayli sıkıntılı bir konuydu. Ama elde edecekleri zenginlik insani sıkıntıları çok da dert etmemeleri gerektiğini söylüyordu onlara.

Yirminci yüzyılın başında, yeni dünya düzeni için çok acılar çekilmesi, çok kan akıtılması, çok canlar yanması gerekiyordu, buna niyet edenler gözlerini kırpmadan bu projeye kalkıştılar. İngilizler, Fransızlar ve İttihatçılar Ortadoğu’nun ve Balkanların yüzyıllar içinde oluşmuş sosyolojisini alt üst etti ve cini şişeden çıkardı.

Milyonlarca kişi katliama maruz kaldı, milyonlarca kişi yerinden yurdundan ülkesinden, ata topraklarından oldu. Katliamlardan kurtulanlar da, hiç tanımadıkları coğrafyalarda, hiç tanımadıkları insanlarla yeni bir hayat kurmak zorunda kaldılar.

Bugün Ortadoğu’da yaşanan her katliamın, savaşın, iç karışıklıkların günahından hatırı sayılır bir pay da İngiliz ve Fransızlara yazmak gerekir. Yirminci yüzyılın zenginlik sebeplerinin en önemlisi olan petrol bu acılardan sonra Batı’nın kontrolüne girdi.

Ermenilerin, Süryanilerin, Keldanilerin ya da Ortadoğu’da binlerce yıldır yaşayan kadim etnik yapıların sadece geçmişte değil, bugünkü acılarının da en az yarı günahı bu devletlerin üzerindedir.