90’lı yıllar polislerinin ‘muhteşem’ dönüşü

Emniyet Genel Müdürlüğünde son yılların en çaplı kararnamelerinden biri yayınlandı. 33 ilin müdürü değişti, 27 dış temsilciliğe atama yapıldı. Bu hacimdeki bir değişimde gözler ister istemez kurum içi dengeler ve siyasi kliklere odaklandı. İki önemli soruya cevap aranıyor: İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ne kadar etkin oldu ve tayinler siyasal ve toplumsal bir dönüm noktasının işaret fişeği olabilir mi?

İlk sorunun cevabı Soylu’nun sürpriz biçimde atamalara damgasını vurduğu yönünde. Sedat Peker’in açıklamalarından sonra Erdoğan’dan dolaylı istifa baskısı gören bakan, bir anda küllerinden doğdu denilebilir. Yeni kaymakamları Saray’a çağırırken Soylu’yu ayırt etmek, milli takımı ağırlayıp Şenol Güneş’i kapıda bırakmak gibi bir şey. Kadına şiddet ulusal planını açıklarken kolluğu yöneten bakanı fotoğrafın dışında tutmak da bir mesajdı. Sinir harbini Erdoğan kaybetti ve Soylu’yu destekleyen yapı görev taksiminde istediğini elde etti. Kararnamenin yanında Merkez Karar ve Yönetim Kurulu toplantısında kürsüye çağrılıp güvenlik brifingi verdirilmesi de güven tazelemeydi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ikna süreci aynı zamanda ikinci sorunun cevabı. AKP lideri dün Diyarbakır’a giderek fiilen seçim çalışmalarını başlattı. Emniyetteki büyük değişikliği de ondan bağımsız okumuyorum. Erdoğan, başkanlığı isterken “400’ü verin bu iş suhuletle çözülsün” tehdidini savurmuştu. Alamayınca neler olduğunu gördük. Şimdi de Kürtlere “Beni seçin bu iş suhuletle çözülsün” mesajı veriyor. Güya açılım için gittiği kentte konuşurken HDP’yi, PKK ve KCK ile birlikte sayıp “Kürt kardeşlerin iliğini sömüren çete, bölge halkının başına gelmiş en büyük musibet” olarak nitelemenin başka anlamı yok. Hem yerel hem genel seçimde yüzde 80’lerle HDP’ye oy veren bir kentte söyleniyor bu sözler.

İzmir HDP İl Başkanlığının basılıp genç bir kadının katledilmesinin üzerinden az bir zaman geçti. Anadolu tabiriyle daha Deniz Poyraz’ın kırkı çıkmadı. İzmir Emniyet Müdürü Hüseyin Aşkın’ın Diyarbakır’a gönderilmesi ‘kör göze parmak’tır. Bırakın ölümü, Ahmet Türk’e yumruklu saldırı bile Samsun Emniyet Müdürü Muzaffer Erkan’ın kızağa alınmasına yol açmıştı. İhmal iddiaları çok ciddi o bir yana, hukukta ‘kusursuz sorumluluk’ diye bir kavram var. Görev bölgesinde böylesi saldırı gerçekleşen müdür artık aktif görevi rüyasında görürdü. Üstelik Aşkın, saldırı yapılan partinin kalesine gönderiliyor. Şehrin huzurunu kaçırmak için bundan daha iyisi düşünülemezdi. Aşkın, İzmir’in psikolojik baskısıyla ya pasif kalarak güvenlik zaafı oluşturacak ya da kuvvetle muhtemel normalin üstünde agresiflikle kentin sinir uçlarına dokunacak.

Benzer bir atama Şırnak’a yapıldı. Osman Ak ekibinden Ersan Dalman’ın yakını Cemal Dalman. Polis baş müfettişliğinden emniyet müdürü yapılan isimlerden. Tam burada tayinlerdeki iki önemli noktaya dikkat çekmek istiyorum.

Birincisi, kızak görevlerden sahaya sürülen taze kuvvetler, ikincisi yorulup istiap haddini doldurduğu için kenara alınanlar. Emniyet Teşkilatı gibi kurumlarda sahada olmak herkesin arzusudur. Genel müdür yardımcılığındansa orta büyüklükte bir ilin müdürü olmak talep edilir. Hukuka uygun işlemlerin yaşandığı dönemlerde böyledir. Ancak günümüz Türkiye’sinde olduğu üzere kuralsızlık kural haline geldiğinde, sahadakiler bir müddet sonra yorulur ve hukuksuzlukta istiap haddini doldurur. Devleti mafya gibi yönetenler eski verimi alamaz hale gelir.

Son kararname hem merkezde yetki kullanan hem de sahada pres yapan yorgunları alkışlarla kenara alma hamlesiydi. 27 kişi yurt dışı göreve gönderilerek dinlendiriliyor ama daha önemlisi para biriktirme imkanı sunuluyor. İçişleri Bakanlığı yurt dışı temsilcilikleri, ortak operasyonlarda ülkeler arası eşgüdüm amacıyla ihdas edilmişti. Kararnamedeki görevlendirmelerin çoğunluğu bu şartı sağlamıyor. Erdoğan rejiminin farklı beklentilerini karşılamayacak Sudan Hartum’a Metin Alper’in gönderilmesi gibi. Ömrü pilotlukla geçmiş Havacılık Daire Başkanı Uygar Elmastaşı’nın Atina’ya gitmesi ise kişisel özellikleri açısından absürt. Ortak operasyonda yardımlaşabilecek birimlerin hiçbirinde tecrübesi yok. Türkiye’nin yakından takip ettiği örgütlere dair bir fikri olduğunu da sanmıyorum. O halde tek açıklaması var: Arpalık.

Brüksel’e giden Genel Müdür Yardımcısı Selami Hüner için aynı şeyleri söyleyemeyiz. Kolej ve akademiyi birincilikle bitirmiş biri ve uluslararası kurumların merkezinde işe yarayacağına kuşku yok. Sol görüşlü olmasına rağmen AKP’ye çok hizmet etti, ödülünü aldı. Gittikçe ısınan ve rayından çıkan Ankara yerine Brüksel’de avro ile maaş alıp kafa dinleyecek. Yurt dışı atamalarında tam isabet denebilecek isimlerden biri Katar’ın başkenti Doha’ya giden İnterpol-Europol Dairesi Başkanı Lütfi Çiçek. Dört başı mamur bir “Tayyipçi” olarak Katar’la aradaki her türlü trafiği yönetecek. Polisliğe fazla zaman ayırmasına gerek kalmadan Erdoğan’ın iş takipçiliğini yapacak.

Arpalık maksatlı yurt dışı tayinler hukuksuzluklara imza atacaklara sunulmuş bir havuç aynı zamanda. Emeğiniz karşılıksız kalmayacak mesajı. Sahaya sürülen kadronun önemli bir kısmı daha önce soruşturma geçirmiş ve normal şartlarda söz konusu makamlara atanamayacak isimler. Bir süre nadasta kaldı ya da göz önünde olmayacak yerlerde beklediler. İsimleri ve soruşturmaları küllendikten sonra görev alınca kendilerini ispat etmek adına sahanın tozunu atacaklar.

90’lı yılların polisliği geri döndü demek abartı olmayacak. Hem de sadece mantalite olarak değil bizzat döndü. Şakir Engin Korkmaz ve Mehmet Şahne benzerleri o yılların sembol isimleri Mehmet Ağar ve Hanefi Avcı’nın yanında yetişmişti. Yargısız infazların rutinleştiği günlerin şahit ve failleri. Erdoğan, Emniyet’i 90’lı yıllar polisliğine zimmetleyerek büyük kumar oynuyor.

Avcı’nın Edirne ve Eskişehir’e beraberinde götürdüğü Şakir Engin Korkmaz en somut örnek. Erdoğan’ın İstanbul Belediye başkanlığı dönemindeki ilk yolsuzluk operasyonu Akbil ve İGDAŞ soruşturmalarını yapıp fezleke düzenleyen kişiyi Bartın Emniyet Müdürü olarak atadılar. Ki Erdoğan bu konularda kindarlığı ile bilinir.

İllegal devletle AKP evliliği sürerse sorun yaşanmaz ama boşanma kaçınılmaz olursa bunların tarafları belli.