Kadın hakimler: Afganistan’da ölüm, Türkiye’de hücre

Kadın olmak zor!

Erkeklerin yüzyıllardır adeta doğuştan kazanılmış haklarına sahip olabilmek, ancak insan temelli hak mücadelesi ile mümkün olabiliyor. Batılı kadınlar, erken başladıkları bu yolculukta önemli bir aşamaya ulaştılar. Hala gidilecek çok yol var, ama özellikle doğudan bakıldığında, batıdaki kadınların eriştikleri seviye göz kamaştırıcı.

Ortadoğu ve doğuda birçok bölgede bugün hala “kadının adı yok.”

Dinin siyasetle harmanlandığı Müslüman toplumlarda, kadınların karşılaştıkları sorunların ne kadarının İslam’ın farklı yorumlarından ne kadarının toplumların kültürel arka planlarından kaynaklandığı tartışılır.

Ancak şurası kesin: Müslüman toplumlarda bir şeyler fena halde yanlış gidiyor.

Taliban’ın Afganistan yönetimini ele geçirmesi geçtiğimiz hafta dünyadaki en önemli gündem maddelerinden biriydi. Türkiye dahil dünyada çoğu ülkenin terör örgütü olarak kabul ettiği Taliban’ın, ülkeyi nasıl yöneteceği, eğitim, ekonomi ve diplomasi gibi alanlarda Afganistan’ı nasıl bir geleceğin beklediği yoğun bir şekilde tartışıldı, tartışılmaya da devam ediyor.

Bu tartışmalar arasında bir konu uluslararası toplumun gündeminde özel olarak yer aldı: Afgan kadın hakimler.

Birçok kişinin ve meslek grubunun ciddi bir tehlike ile karşı karşıya olduğu Taliban rejimi altında kadın hakimlere özel olarak odaklanılmasının nedeni belli. Kadının kapalı kapılar ardına ya da görünmez, pasif alanlara mahkum edilerek adeta “yok” sayıldığı bir zihniyetin hakim olduğu bir toplumda, kadının “hakimlik” gibi oldukça önemli bir konumda “var” olması, kadın hakimleri Taliban’ın doğrudan hedefi yapıyor.

Daha bu yılın başında, ocak ayında, Afganistan Yüksek Mahkemesi üyesi iki kadın hakimin bir sabah görev yaptıkları mahkemeye giderken silahlı saldırı sonucu öldürüldüğü bir ülkeden bahsediyoruz.

20 yıl önce bir tane dahi kadın hakim bulunmayan Afganistan’da, geçen haftaya kadar yaklaşık 270 kadın hakim görev yapıyordu.

Gazeteci Christopher Booker’a konuşan bazı kadın hakimlerin şu sözleri korku ve dehşet dolu: “Taliban bizim yerimizi biliyor. Hakkımızda her türlü bilgiyi topladılar… Neler olacağı çok açık… Bizi ve ailelerimizi öldürecekler.”

Uluslararası yargı birlikleri özellikle Afgan kadın hakimlerin yaşadıkları bu korkunç durumu tüm dünyaya duyurmak için çok çaba harcadılar, harcıyorlar. Hollanda, Fransa, İngiltere ve daha birçok ülkede çoğunluğu hakimler tarafından oluşturulan örgütler, hükümetlere ve uluslararası topluma acil ve etkin destek çağrısında bulundular.

Uluslararası Kadın Hakimler Birliği (IAWJ) öncelikle Afgan kadın hakimlerin ihtiyaçlarının karşılanmasında kullanılmak üzere bir bağış kampanyası başlattı. Kampanya ulusal ve uluslararası diğer yargı örgütlerinin de desteğiyle yapılıyor.

Bu çabaların ne kadar etkili olduğunu zaman gösterecek, ama hakimlerin bu çabaları çok değerli. Batılı ülkelerdeki hakimler Afgan meslektaşlarını yalnız bırakmadılar.

Batılı meslektaşlar benzer çabaları bizim için, yani Türk hakim ve savcıları için de göstermişlerdi; göstermeye de devam ediyorlar.

Türkiye’de hakim ve savcıların meslekten atılmalarındaki ve tutuklanmalarındaki hukuksuzlukları yaptıkları açıklamalarda açıkça vurguladılar; sürekli gündemde tutmaya çalışıyorlar. YARSAV Başkanı Murat Arslan’ın davası gibi bazı davalara gözlemci gönderdiler ve duruşmada yaşanan hukuksuzlukları tüm dünyaya duyurdular.

Türk hakim ve savcılar için de bağış kampanyası yaptılar. Bu paraları ihraç edilen meslektaşlara gönderdiler. Hatta bu bağış kampanyasında toplanan paranın bir miktarının, hukuksuzca ihraç edilen Hakim Mesut Orta’ya gönderildiği ortaya çıkınca, bu şeffaf, insani yönü ağır basan meslektaş dayanışması, sanki gizli işlenen bir suç açığa çıkarılmış gibi Orta’nın yargılama dosyasına delil olarak konulmuş, daha da ileri gidilerek parayı gönderen Alman Hakimler Birliği üyesi Stuttgart Savcısı P.S. hakkında Türkiye’de soruşturma dahi açılmıştı. Rezalete bakın!

Afganistan’a çok üzülüyoruz; durum gerçekten de çok vahim. Ama bizim ülkemizde de Afganistan’dan o kadar çok esintiler var ki! Biraz daha kuvvetlense, rüzgar bizi hemen oraya götürecek gibi bir hava var ülkenin üzerinde.

Sömürülen, baskı altında tutulan, ezilen, kaçırılan, dövülen, sokak ortasında öldürülen kadınlar günlük haberlerin sıradan konusu halinde. Erdoğan’ın “Türkiye’nin, Taliban’ın inancıyla ters bir yanı yok” sözleri de, İstanbul Sözleşmesi’nin hukuka aykırı bir şekilde kaldırılması da iktidarın çarpık, ideolojik temelli zihinsel kodlarını gösteriyor.

İktidarın fişleme listeleriyle 15 Temmuz gecesi binlerce hakim ve savcıyı açığa aldığını ve daha sonra tutuklattığını daha önce defalarca yazmıştım. Bu fişleme listeleri dahi, iktidarın “Taliban’la ters bir yanı olmayan” o çarpık “kadın” anlayışını açıkça ortaya koyuyor.

Şöyle ki: Fişleme listeleri hep erkek eşler üzerinden yapılmış. Yani erkek eşleri fişlemişler; onların üzerinden de kadınları fişlemişler. Yani sizin hakim olan eşiniz fişlenmiş ise, siz de bir kadın hakim olarak “eş durumundan” fişlenmişsiniz. Sizin eşinizden ayrı bir hayatınız, dünya görüşünüz vs. olamazmış gibi. O çarpık zihin kodları böyle çalışıyor işte. Onların kafasında kadın, hakkın bizatihi sahibi, ayrı bir birey değil. Sizi tamamıyla eşiniz üzerinden tanımlıyorlar. Sonra da 15 Temmuz gibi bir “Allah’ın lütfu” (!) gerçekleşince, eşinizle birlikte siz de ihraç ediliyorsunuz, tutuklanıyorsunuz; hücrelerde gençliğinizi, ömrünüzü tüketiyorsunuz.

5 yıldır “silahlı terör örgütü” üyeliği suçlamasıyla tek kişilik cezaevi hücrelerinde tutulan, yıllarca hakimlik yapmış birçok kadın hakim var.

Onlarca yıl kürsülerde birer “Adalet Tanrıçası” misali adalet dağıtmış kadın hakimlerden bahsediyorum. Silahlı terör örgütü üyesiymişler! Ahlaksızlığın, vicdansızlığın ve hukuksuzluğun da bir sınırı olmalı; ama yok!

Afgan kadın hakimler ölüm tehdidi altında bir bekleyiş içindeler. Türk kadın hakimler ise, bir kısmı hücrede; bir kısmı ise, 6 yıl 3 ay kopyala-yapıştır suretiyle verilen cezalarının Yargıtay’da onanmasını, yani hücre sıralarını bekliyorlar.

Adalet bir gün gelecek, ama mutlaka gelecek. Sadece Afgan ve Türk kadın hakimler için değil, tüm mağdurlar için, tüm insanlık için gelecek.