Ağaçsızlık sonumuz olacak!

Ağaçsızlık sonumuz olacak!

Yönetmen Ron Fricke’in bir görsel tefekkür resitali olan Baraka (Arapça bereket kelimesinden geliyor) isimli filmi, yeryüzündeki canlı-cansız tüm yaratılmışların ilahi bir vecd içinde rüku ve secdeye durduklarını resmeder. 

Hiçbir efekt ve manipülasyon olmadan doğrudan perdeye yansıtılan bu tasvirlerde özellikle ağaçların gece ve gündüz deveranında dalları bir derviş kolları misali açarak duruşları etkileyicidir.

Ağaçlar, insanlık tarihi boyunca hayatın simgesi olarak kabul edilmiş. Fani olanı baki olanla irtibatlandıran bir metafor olarak görülmüş pek çok inanç sisteminde. Dolayısıyla sosyal hayatın, edebiyatın, sanatın ve daha pek çok şeyin parçası olmuş ağaçlar. Her ağaç türünün farklı bir öyküsü ve etkileyiciliği vardır şüphesiz. Ancak türü ne olursa olsun, ister sahih, ister mitolojik kaynaklar, ağacı medeniyet ve hayat ile doğrudan irtibatlandırmıştır.

Özellikle Doğu kültüründe ağaç çok daha büyük bir öneme sahip. Destan ve söylencelerinde en görkemli ve epik haliyle tasvir edilir ağaçlar. Tabiri caizse yer ile gök arasında duran bir tür direk ve sütun olarak ilahi olanla fani olanı bağlayan unsur olmuştur.

Ağacın sinesinde başlayan hayatlar, gölgesinde kurulan medeniyetler, kovuğunda biten trajediler mevcut. Ağaç, bu yönüyle kucaklayan, saran, sığınılan bir metafor.

İnançlar ve kültürler mutlaka bir ağacın gölgesinde neşvünema buluyor, doğuyor, serpiliyor, büyüyor ve hitama eriyordur. Peygamberler tarihine bakıldığında bir tür ağacın tarihçesini görmek de mümkün. Bir balığın karnında imtihana tabi tutulan Hz. Yunus, bir ağacın altında hayata dönüyor, Hz. İdris nesillerine ağaç gölgesinde ilahi nizamı anlatıyordur. Minyatürlere bakıldığında tasvir edilen tüm peygamber tablolarında mutlaka birer ağaç vardır bu nedenle. Hatta her insanın manevi düzlemde bir hayvan ve bitki karşılığı olduğunu söyler bazı mana âlemi sultanları. Kimi tilkidir, kimi aslan, kimi küheylandır, kimi sırtlan… Göğsünden söğüt dalları uzayan büyük insanların bağrında kurulan medeniyetler vardır. Kimi kavak ağacıdır, kimi çınar, kimi zeytindir, kimi incir… Keza tasavvufa bakıldığında yine inancın merkezine yerleşmiş türlü türlü ağaçlar görmek mümkündür.

Bediüzzaman Said Nursi'nin, çınar ağacındaki kulübeciğini yapmak kimin aklına gelmiş? | Sorularla Risale

TR_691cf.jpg

Toplumun bir kesimine duyduklarını kini katran ağacını keserek göstermişti birileri!

Nebiler Nebisi (sav) ağacı yüceltir, değer verir ve hemen her cennet tasvirinde mutlaka bir ağaç vardır. Kur’an ayetleri de açıkça ağaçtan bahseder. İbadet için yaratılmışların arasında sayılır ağaç. “Göklerde ve yerde olanların, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların birçoğunun Allah’a secde ettiklerini görmüyor musun?” (Hac, 22/18) buyrulurken dağ ile yıldızlar arasına ağaç yerleştirilir. Keza, “Bitkiler ve ağaçlar onun buyruğuna boyun eğerler” (Vakıa, 56/6) ayetinin tecellisini görmek adına bu güzelliklerle sürekli rû-be-rû yaşamak lazımdır. Bir ihtiyaçtır ağaç; maddi ve manevi gıdadır esasen. Belki de bu nedenle “İncir ve zeytine and olsun” (Tin 95/1) der mukaddes metin.

İnsan, ağaç ile arasına koyduğu mesafe kadar uzak/yakındır Rahman ve Rahim olana… Bu nedenle bitkilere kötü davranmak da yasaktır İslam inancında. Çocukluğu Hazreti Peygamber’in (asm) çevresinde geçen Rafi’ İnu Amril Gifari hemen her çocuğun yapacağı yaramazlıklardan birini yapar ve hurma ağacını taşlar. Fahr-i Kainat şöyle der: “Ey oğulcuğum, hurmayı niye taşladın?” Amril Gifari, “Yemek için” deyince “Taşlama, altına düşenlerden ye,” diye buyurur ve başını okşayıp şöyle dua eder: “Rabb’im karnını doyur.”

İnsanlığın felaketi sanırım öncelikle çevreye olan düşmanlığıyla başlayacak. Kızılderili şefinin de dediği gibi, son ağaç kesildiğinde artık birbirini yiyecek insanoğlu tamamen. Bir taraftan çevreyi perişan ettiğimiz için başlayan yangınlar ağaçların kökünü kurutacak, diğer yandan üç kuruşluk dünya menfaati için ormanlar talan edilecek…

Farklı gerekçelerle ağaçlar kesilecek, insanoğlu kendi sonunu hazırlayacak ne yazık ki. Otel, AVM, bina, yol, hatta köprü için ağaç kesmenin bedelini ödeyeceğiz çok daha ağır olarak. Kesilen her ağaç, sadece çevre anlamında fenalık içerip, dünya dengesini bozmakla kalmıyor, ruh ve maneviyat sütunlarına da sarsıcı darbeler vuruyor. Şairin şu sözlerini hatırlıyorum mesela:

“Memleket ağaç yönünden her geçen gün fakirleşirken, ahmaktan ortalığı güneş sızmaz bir orman kaplıyor!”