Hekimoğlu Usta

1990 yılının başlarıydı. Kalem ele geçince insan sıklıkla haddini aşıp yazar taklidi yapabiliyor. Bunu anladığım zamanlardı. Muhabirliğin yanı sıra birkaç yazı dizim yayınlanmıştı. Gazeteye gelmiş, tam yanımdan geçerken, “Sen mizah yazsan iyi olur. Mizah eksik damarımız” demiş ve beni inanılmaz mutlu etmişti. Dile kolay koskoca Hekimoğlu İsmail, sadece yazdıklarımı okumakla kalmamış, bir de geleceğe dair fikrini benimle paylaşmayı lütfetmişti.

Hekimoğlu İsmail benim gibiler için bir yön feneri, mühim bir pusula idi. Özellikle ‘muharrir’ geleneğinin son temsilcilerinden biriydi. Sonra onunla aynı toplantılara iştirak etmek, aynı araçta geziye çıkmak da nasip oldu. Bir keresinde şoförümüz yolu kaybetmiş panik halinde oradan oraya saparken tebessümle, “Endişe etme, bak şehri gezmek de nasip oldu” diyerek teskin etmişti.

TR_9fc63.jpg

Entelektüellik saplantısı olmayan, sahip olduğu malumatı muazzam bakış açısıyla harmanlayarak sunan benzersiz bir üslü vardır Hekimoğlu Usta’nın. Herkesin kullandığı kelimelerle herkesten farklı bir açıyı yakalar ve “Allah Allah hiç böyle düşünmemiştik!” dedirtir genellikle.

Bir yazısını birden fazla okuduğum çok olmuştur. Ve inceden kıskandığım… Allah vergisi bir tahlil kabiliyetini destekleyen muazzam bir terkip gücü. Ancak bunların hiç biri Hekimoğlu İsmail’i tam olarak tarife yeterli gelmez. Kanaat-i acizanemce her kelimeden daha ziyade ‘Tevazu ve aksiyon’ ona en çok yakışan iki kavramdır. Bir iman ve aksiyon insanıdır Hekimoğlu İsmail. Hayatı dolu dolu yaşayan bir dava adamı. Problemlere karşı şikayet etmek yerine insanlığın temel sıkıntılarına dair teşhis ve tedaviye hasredilmiş bir ömür.

1999 yılı sonlarıydı. Eyüp Sultan’da bir restoranda bir yemekte beraber olmak nasip olmuştu. Bir genç yanımıza yaklaştı. Muhtemelen Hekimoğlu ustaya teklif etmeye utandıkları için bana o esnada üst katta bulunan bir grup üniversiteli ile sohbet edip edemeyeceğimi sordu. Açıkçası olumlu cevap vermek yerine, “Ama bakın burada hususi bir yemek yiyoruz” filan diyecektim ki, Hekimoğlu ayağa kalktı ve “hadi gidelim” diyerek gençle beraber yukarı çıktı, iki saate yakın gençlerle sohbet etti. “Kim, nereye çağırırsa gideceğim” şeklinde bir prensibi vardı.

Öyle söz vermişti!

2000’li yılların başında geçirdiği iki ciddi rahatsızlığın bile onun kalem ile arasına girmeye gücü yetmemişti. Sol tarafı felç olmuş, yürüme ve konuşma güçlüğü çekmesine rağmen hem yazarlığa devam ediyor hem de nereye çağrılırsa oraya koşuyordu.

TR_c4e58.jpg

Kısa süre önce onu hem ziyaret etmek hem de çekim yapmak nasip oldu. İlerlemiş yaş ve hastalığına rağmen dinleyeni hayrete düşüren ayrıntılar hatırlıyor, gündemin sığlığından çok Müslümanların temel meselelerine dair önemli mülahazalarda bulunuyordu. Etrafını çepeçevre saran kitapların içinde çalışmaya devam eden dirayetli bir dava adamı vardı karşımızda.

Üzüntüyle “Maalesef ben çok ağlayamam” diyor ve gözyaşı üzerine hüzünlü şeyler söyleyerek bizi bambaşka boyutlara taşıyordu. Defalarca tutuklanmış, gözaltına alınmış, yargılanmış ve hapis yatmıştı. Bunların hiçbirini dert etmek bir yana birer şeref madalyası olarak taşıyor ve zulmün, zorbalığın en ağır dönemlerinde bile davasından milim geri adım atmadığını hatıralarıyla aktarıyordu.

Güçlükle konuşuyor, güçlükle yürüyor, güçlükle okuyor ve güçlükle yazıyordu ama yaşı kaç olursa olsun okumaya, düşünmeye, konuşmaya ve yazmaya devam ediyordu. Yanından ayrılırken sohbette bulunan herkesin belki de duası aynıydı: Allah’ım hepimize Hekimoğlu İsmail gibi bir hayat nasip et!

Dediğim gibi en büyük mutluluğum belki de onu yaşarken en son kameraya çeken kişilerden biri olmamdı. Upuzun (iki bölümlük) belgesel çektim usta ile. Hastalığının tüm ağırlığına rağmen, berrak bir zihin ve müthiş bir terkip gücü vardı. Sırtını yasladığı öylesine muhkem bir kültür vardı ki, mevzu ne olursa olsun kendine has bir bakış açısı belirliyor ve bambaşka ufuklar açıyordu.

Ve her fani gibi Hekimoğlu İsmail ustamız da rahmet-i rahmana gitti.

Mekanı cennet, yoldaşı kutsiler olsun…

Allah rahmet eylesin…