Elinde çekiç olan her şeyi çivi görüyor

Türkiye koyu seküler bir döneme doğru yürüyor, diye yazalı yıllar oldu.

Bundan kasıt, tek başına 28 Şubat benzeri bir süreç değil:

20 yıllık AKP iktidarındaki çirkin ve kirli ilişkilerin patlaması.

Açayım:

Türkiye hiçbir zaman laik bir devlet olmadı.

Laiklik, talebelik yıllarımızda “din ve devlet işlerinin ayrılması” olarak ezberletildi.

Yalandı bu.

Türkiye’de laiklik, tasarlandığı ve yola çıktığı andan itibaren…

Devletin, din ve diyanet işlerini A’dan Z’ye düzenlemesi biçiminde uygulandı.

Ankara, Müslümanlığı hiçbir zaman kendi akışına ve kendi başına bırakmadı, sürekli yönetti.

Kur’an’a farklı yorum getirdi, camiye, ezana öyle…

Din eğitimine biçim verdi, neyin haram neyin helal olduğuna dahi hükmetti.

Yüzde 99’u Müslüman kabul edilen bir coğrafyada garipsenecek bir durum değildi bu.

İktidara gelen, manevi iklime de hâkim olmak ister.

İnşa edilen ve taviz verilmeyen resmi kimlik ve itikat: Sünni Türk İslamıydı.

Bu, komünizmle mücadeleden anarşiyle baş etmeye… Solun karşısında sağ partilerin dizaynına ve o partilerin “Sünni Türk” tabanına kadar böyle devam etti ve ediyor.

***

Onca genç intiharı varken…

KHK dramlarına hemen her gün bir yenisi eklenirken…

20 yaşındaki Tıp öğrencisi Enes Kara’nın intiharı, bir sembol olarak diğerlerinden ayrıldı.

Çünkü:

-Din diyanet işleri her şeyin merkezine oturdu, fetva müessesesi hoyratça kullanıldı.

-Devleti, tarikat+cemaat merkezli parsellemeye öfke tavan yaptı.

-Taciz, tecavüz olaylarının üzerine gidilmediği gibi bilakis himaye edildi.

-Kamuoyu haklı olarak fena halde bilendi, konu kangrenleşti.

Tıpkı, Suriyeli mültecilere tahammülsüzlük gibi.

Öyle olduğu için de, Enes Kara’nın intiharı konuşulurken, aynı günlerde bıçaklanarak öldürülen 19 yaşındaki Suriyeli gençle kimse ilgilenmedi.

***

Ana muhalefet lideri demiş ki, “Meraklanmayın, en geç iki yıl içinde bütün Suriyelileri davulla, zurnayla memleketlerine göndereceğiz.”

Nasıl ki buna imkân ve ihtimal yoksa…

İslami mahalleyi de masa başında örgütleyemezsiniz.

Yurtları kapatır, ev açmalarına bir süre engel olabilirsiniz.

Ama düşünceyi ve onun etrafında toplananları kapatamazsınız.

***

“Cemaat ve tarikat yurtları kapatılsın” kampanyası, iktidarın toplum mühendisliğine seküler tepkidir.

Seküler dünyada kulağa hoş gelen slogan şu: “Bireysel dini hürriyetlere evet ancak örgütlü yapılanmaya hayır!”

İslamcının “içeceksen evinde iç” demesi gibi bir şey bu.

İki taraf da ortasını bulamadı bir türlü.

Sorun, elinde çekiç olanın her şeyi çivi sanması.