Din ve siyaset arasında İslam Teali Cemiyeti

Din ve siyaset arasında İslam Teali Cemiyeti

Tarihimizde ilk siyasi partiler II. Meşrutiyet devrinde ortaya çıkmış ve bunlardan birisi de İslamcılık düşüncesini esas alan ve çok kısa yaşayabilen İttihad-ı Muhammediye Cemiyeti (Fırkası) olmuştu.

Bu cemiyeti takiben doğrudan İslamcılık politikasını savunan bir örgüt de Mütareke Devri’nde kurulan Teali-i İslam Cemiyeti oldu.

MÜDERRİSİN CEMİYETİ

İkinci Meşrutiyet döneminin İslamcı partisi İttihad-ı Muhammedi, partinin kurucusu Derviş Vahdeti ve yayın organı Volkan mecmuası, 31 Mart Olayı’nın kışkırtıcısı olarak görüldüğünden kapatılmış, Derviş Vahdeti de idam edilmişti. Ancak parti, Türkiye’de günümüze kadar devam eden “irtica” söylemlerinde her zaman kullanışlı bir figür oldu.

İttihad-ı Muhammedi’den sonra İslamcılık prensibine dayanan diğer organizasyon, on yıl sonra kurulan Teali-i İslam Cemiyeti’dir. Cemiyetin temeli Cemiyet-i Müderrisin’e dayanmakta olup bu cemiyet Fatih dersiâmlarından Abdülfettah, Geyveli İbrahim, İskilipli Mehmet Atıf ve Bayezid dersiâmlarından Mustafa Saffet Efendiler tarafından kurulmuştu.

Cemiyetin başkanlığını Mustafa Sabri, ikinci başkanlığını İskilipli Atıf, umumi katipliğini Mustafa Saffet yapmakta, “Darülhikmetülislamiye azasından Said Kürdi (Nursi)”, Eşref Efendizade Şevketî, Düzceli Zahid, Seydişehirli Hasan Fehmi, Manisalı Mustafa, Hafız Abdullah ve Sinoplu Mehmet Efendi üye olarak yer almaktaydı.

Cemiyetin genel yapısına bakıldığında dönemin önde gelen müderrisleri ve alimlerinin yer aldığı görülmektedir. Cemiyetin amacı, sadece dini tedrisat ile ülkenin kurtulması mümkün olmadığından ilim ve fen alanındaki gelişmelerin takibi ve talebelere öğretilmesiydi.

Cemiyetin hedefleri arasında halkı din ve ahlak yönünden aydınlatmak, Müslümanlar arasında kardeşliği güçlendirmek, sosyal dayanışmayı artırmak da yer almaktaydı. Cemiyetin ortaya çıkışında etkili faktörlerden birisi de müderrislerin haklarını savunmaktı. Bütün bu faaliyetler ifrat ve tefrite varmadan yapılacak ve kesinlikle “siyasete karışılmayacaktı”.

Cemiyet kısa süren faaliyet döneminde nizamnamesine uygun olarak camilerde vaazlar verilmesini sağlamıştır. Gazetelerde yer alan ilanlardan bu vaazların; dersiam, fetvahane memuru gibi kişilerle Darülhikmetülislamiye azası olarak görev yapan Erzurumlu Ömer Nasuhi (Bilmen), İskilipli Mehmet Atıf, Ahıskalı Ali Haydar tarafından Bayezid ve Fatih camilerinde verildiği anlaşılmaktadır.

Müderrisin Cemiyeti’nin üyeleri arasında Bediüzzaman’ın da yer aldığı kesindir. Ancak Bediüzzaman hakkında yazılan biyografilerde ayrıntılı bir bilgi yer almamakta ve sadece bu cemiyetin yerini alacak İslam Teali Cemiyeti’ne üye olmadığı hususu vurgulanmaktadır.

YOL AYRIMI

Müderrisin Cemiyeti nizamnamesine göre cemiyet hiçbir şekilde siyaset yapmayacak fakat üyeler şahsi olarak siyasetle uğraşabileceklerdi. Ancak o dönemde İstanbul Hükümetleri ile Millî Mücadele yanlıları arasındaki görüş farklılıkları cemiyeti bir dönüm noktasına getirdi.

Büyük bir kısmı II. Abdülhamit’e muhalif olan ulema ve müderrisler, II. Meşrutiyetin ilanı sonrasında umduklarını bulamamışlardı. İttihatçıların dine lakayt davranışları ile başlayan soğukluk, İttihatçıların dindar kesimi suçladıkları 31 Mart Olayı ile iyice artmış hatta bazılarında yıllarca devam edecek İttihatçı düşmanlığına dönüşmüştü. Bu durum ulema ve müderrislerin İttihatçıların karşısında kendilerini hemen hemen bütün muhaliflerin bir araya geldiği Hürriyet ve İtilaf Fırkası’na yakın hissetmelerine yol açmıştı.

Padişah Vahdettin, Sivas Kongresi sonunda alınan Damat Ferit Paşa Hükümeti ile ilişkilerin kesilmesi kararı üzerine Damat Ferit’i destekleyen ve Anadolu’da gelişen harekete tepki gösteren bir beyanname neşretti. Bunun üzerine dönemin iktidar partisi Hürriyet ve İtilaf, Trabzon Adem-i Merkeziyet, subayları temsilen Nigehban-ı Askerî, emekli subayları temsilen Mütekaidin-i Askerî gibi cemiyetler destek beyannameleri yayınladılar.

Müderrisin Cemiyeti de nizamnamesine aykırı olarak Vahdettin’e destek veren bir beyannameyi 26 Eylül 1919 tarihinde yayınladı. İkdam’da yer alan beyannamede ülkenin kurtuluşunun fırkaları bir tarafa bırakarak “zat-ı hilafetpenahinin erike-i hümayunları (taht-ı hümayunları) etrafında toplanmasıyla” mümkün olabileceği ifade ediliyordu.

Cemiyetin bu şekilde bir beyanname yayınlamasının nedenlerinin başında Mustafa Sabri Efendi’nin Damat Ferit hükümetlerinde şeyhülislamlık görevini üstlenmesi geliyordu. Ayrıca Mustafa Sabri başta olmak üzere cemiyetin bazı üyelerinin Anadolu hareketini “İttihatçı” bir hareket görmeleri böyle bir beyannamenin kabulünde etkili olmuştur.

Bu beyanname kamuoyunda cemiyetin siyasi bir organizasyon olarak algılanmasına ve itibarının zedelenmesine yola açtı. Ayrıca üyeler arasındaki görüş ayrılıklarını tetikledi. İkdam’da yayınlanan açıklamaya ve siyasete karışılmasına karşı olan üyeler istifa ettiler. Sonuçta cemiyet bir genel kurul toplayarak adını “Teali-i İslam Cemiyeti” olarak değiştirdi.

İSLAM TEALİ CEMİYETİ

Yapılan açıklamaya göre bir meslek örgütü olarak kurulan Müderrisin Cemiyeti, daha geniş bir yapıya kavuşmak için 14 Kasım 1919’da İslam Teali Cemiyeti’ne “inkılab etmişti”.

Tunaya her ne kadar iki cemiyetin kurucularının da “hemen hemen aynı olduğunu” belirtse de yeni örgütün üyelerine bakıldığında başkanlık görevini üstlenen müderris Atıf Hoca ve üye Seydişehirli Hasan Fehmi Efendi dışında idare heyetinin tamamen yeni isimlerden oluştuğu, Bediüzzaman Said Nursi’nin de yer almadığı görülmektedir.

Bu yol ayrımının Anadolu hareketine karşı yayınlanan beyannameden ve cemiyetin siyasi yönünün öne çıkmasından kaynaklandığı açıktır. Zaten yeni cemiyetin icraatları da tamamen siyasi olacak ve İttihatçı karşıtlığı yönünde devam edecektir.

Mustafa Sabri Efendi bu sırada şeyhülislam olduğundan olması da cemiyet üzerinde etkili olmuş ve bu durum cemiyeti Damat Ferit yanlısı ve Anadolu hareketi aleyhtarı bir konuma getirmiştir.

Teali-i İslam Cemiyeti’nin idare heyetinde Başkan Mehmet Atıf dışında Arap edebiyatı müderrisi Abdullah Atıf, dinler tarihi müderrisi Bergamalı Zeki, Şerafeddin (Yaltkaya), Erzincanlı Hasan, Manisalı Hayreddin, Kayserili Şemseddin, Seydişehirli Hasan Fehmi efendilerle Tahirül Mevlevi bulunuyordu.

Yeni isimlerle oluşan cemiyet kısa sürede Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nın da desteğiyle Anadolu’da birçok şube açtı. Cemiyet ülkenin kurtuluşunun dine sarılmakla mümkün olduğunu savunuyor, eğitim ve öğretimi ön planda tutuyor, iktisadi hayatın iyileştirilmesini istiyordu.

Diğer hedef de toplumu çökerten içki, fuhuş ve kumarla mücadele etmekti. Bu doğrultuda halka pratik dini bilgiler vermek için eserler yayınlayan cemiyet, camilerde vaazlar verdi, içki ve sigaranın kötülüklerini anlatan beyannameler yayınladı.

Cemiyetin faaliyetleri, TBMM’nin gündemine de taşınmış ve mesela Men-i Müskirat Kanunu çıkarılarak ülke genelinde içki yasağı uygulanmaya çalışılmıştır. Ayrıca sinema ve tiyatrolarda ahlaka uygun olmayan film ve piyesleri engellemek için TBMM tarafından karar çıkarılmıştır.

Bu yönleriyle İslam Teali Cemiyeti’nin dini değerleri savunan ve İttihat ve Terakki’nin seküler uygulamalarına karşı dinin devlet ve toplum hayatında etkisini artırmayı amaçlayan bir anlayışla hareket ettiği görülmektedir.

Cemiyetin başlangıçta siyasete mesafeli olduğu izlenimi verse de daha sonra Mustafa Sabri’nin etkisiyle siyasi faaliyetlere yöneldiği görülmektedir. Bunların başında İtilaf devletlerine İstanbul’un hilafet ve saltanat merkezi olduğunu ve böyle kalması gerektiğini belirten bir muhtıra vermesi gelmektedir.

İkinci siyasi girişim ise Bolşevikliğin İslamiyet’le bağdaşmayacağına dair bir beyanname neşredilmesidir. Bu beyannamenin İngilizlerin isteğiyle çıkarıldığı ve böylece “Bolşeviklikle suçlanan” Millî Mücadele’nin halk nezdinde desteğini kaybetmesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır.

Dönemin İslamcı dergisi Sebilürreşad’a göre Bolşeviklikle ilgili olarak fetva verilmese de Mustafa Sabri’nin baskısıyla Teali-i İslam Cemiyeti böyle bir açıklama yapmıştır.

SONUN BAŞLANGICI

Cemiyetin bugüne kadar gelen kötü imajının oluşmasında ise Kuva-i Milliye aleyhinde yaptığı çalışmalar etkili oldu. Padişah Vahdettin ve Damat Ferit Hükümetleri, halk üzerinde kaybolan otoriteyi yeniden kurabilmek için Teali-i İslam gibi dini değerleri öne çıkaran bir örgütün nüfuzundan faydalanmak istemişlerdir. Cemiyetin çalışmaları, Anadolu halkına da bir ikilem yaşatmıştır.

Tahirül Mevlevi’nin aktarımına göre Mustafa Sabri, cemiyetten bir beyanname neşrini istemiş, bunun üzerine Atıf Hoca ve Tahirül Mevlevi kendisini ziyaret ederek cemiyetin buna onay vermediğini belirtmişlerdi. Mustafa Sabri ise İstanbul’un Anadolu hareketi aleyhinde çıkardığı fetvanın yeterince etkili olmadığını ve cemiyetin yayınlayacağı bir beyannameye ihtiyaç duyulduğunu ifade etmiştir.

Ardından beyanname için bir oylama yapılmış ve Mustafa Sabri’nin damadı Bergamalı Zeki Efendi’nin baskısına rağmen bir oy farkla reddedilmişti. Buna rağmen aslında Meşihat makamı tarafından hazırlanan beyanname mühürsüz de olsa “Teali-i İslam” adına Yunan uçaklarıyla atılmıştır.

Beyannamenin başında Anadolu insanının müreffeh bir hayat yaşarken İttihat ve Terakki adlı “bid’at grubunun” yönetimi ele geçirmesiyle ülkenin talihinin menfi yönde değiştiği, girilen savaşlardaki büyük toprak kaybıyla memleketin Anadolu’dan ibaret kaldığı ve barış yapılarak her şey yeniden yoluna girecekken “İttihatçı artıkları” M. Kemal ve arkadaşlarının milleti yeniden maceraya sürükledikleri belirtiliyor ve en sonda “Allah’ını, peygamberini ve padişahını seven buraya gelsin” deniyordu.

Teali-i İslam Cemiyeti aydın kitleye hitap eden ve ağdalı bir dille yazılmış bir beyanname daha çıkarmıştır. Cemiyetle ilgili diğer iddia ise Millî Mücadele’ye karşı çıkan Konya isyanları başta olmak üzere bazı isyanları kışkırtıcı bir rol oynadığı şeklindedir.

Şapka inkılabı sonrasında ortaya çıkan bazı hadiselerde başta İskilipli Atıf Hoca olmak üzere cemiyet üyeleri İstiklal Mahkemesi tarafından tutuklanarak yargılanmışlardır. Bu yargılama sonunda üyeler beraat etti.

İskilipli Atıf Hoca ise şapka olayları gerekçesiyle başlayan yargılamanın sonunda Teali-i İslam Cemiyeti ve cemiyetin beyannamelerinden dolayı “Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nu tamamen veya kısmen tağyir veya ifa-yı vazifeden men’ine cebren teşebbüs edenler idam olunur” gerekçesiyle suçlu bulunarak idam edilmiştir.  

İstiklal Mahkemesi yargılamaları İslam Teali Cemiyeti’nin de sonu oldu. Bundan sonra Türkiye’de dini ağırlıklı örgütlenme ve siyasi parti kurulması ancak çok partili hayata geçişle mümkün olacaktır.

Önce Müderrisin sonra da onun yerini alan İslam Teali, birçok müderris ve önde gelen ulemanın üye olduğu, bu yönleriyle kamuoyunda bir baskı grubu olarak önemli etkileri olabilecek cemiyetlerdi. Ancak “siyasete karışılmaması” yönündeki temel yaklaşıma rağmen İttihatçıların rakibi olan Hürriyet ve İtilaf Fırkası’na (HİF) kendilerini yakın  görmeleri ve Mustafa Sabri Efendi’nin bu partinin kurucu ve yöneticilerinden olması, iki cemiyetin de siyasete mesafe koyamamalarına yol açtı.

Özellikle Kuva-i Milliye aleyhindeki beyannamelerle başta müderris ve ulema olmak üzere dindar kesimin Millî Mücadele aleyhtarı olarak gösterilmelerine, belki de cumhuriyetin “irtica paranoyasına” kadar varan “katı laikçi” politikalarına zemin hazırlandı.

Bediüzzaman için de İttihad-ı Muhammedi Cemiyeti’nden sonra Müderrisin Cemiyeti de önemli bir tecrübe oluşturdu ve İkinci Said döneminin oluşumunda önemli kilometre taşlarından birisi oldu.


***

KaynaklarK. Gurulkan, “İslam’ın Siyasalllaşma Sürecinde Cemiyet-i Müderrisin’den Teali-i İslam’a, Köprü, 2000, S. 72; Teali-i İslam Cemiyeti, İÜ SBE Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 1996; E. İhsanoğlu, “Teali-,i İslam Cemiyeti, DİA, C. 40; T. Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasi Partiler, İstanbul, Hürriyet, 1986, C. 2.