Selden kütük kapmak

Selden kütük kapmak

Her gün yeni bir yolsuzluk veya hırsızlık sosyal medyaya dökülüyor. Yolsuzluğa bulaşmayan iktidar mensubu kalmadı.

Hikâyeyi başa saralım:

Her şey meşhur fıkradaki gibi başlamıştı.

Delikanlı sıcak bir gün yanına karpuz alıp tarlaya çalışmaya gider. Karpuz, biraz kabak çıkınca sinirinden kenara fırlatır. Üzerine bevleder. Öğle sıcağı bastırıp da su bulamayınca önce necaset bulaşmayan kısımları yer. Değdi-değmedi falan derken tüm karpuzu “afiyetle” bitirir.

Hemen hepsi yokluktan gelmişti. 

Kimi gecekondudan kimi bir taşra barakasından.

Para’ya “aç”tılar. 

Parayı ilk olarak belediye kasasında gördüler.

Gözleri pörtledi. 

Muazzam para akışı ağızlarının suyunu akıttı.

İçlerini rahatlatmak için kafalarına göre fetva buldular.

Önce “dava” adına küçük komisyonlarla işe başladılar.

Sonra “belediyelere iş yapan firmaları niye biz kurmuyoruz?” dediler.

Çöp poşetinden kaldırım taşına, lale soğanından abonman biletine…

Üçte bir komisyon almak için ormanları ve yeşil alanları yok ettiler. Her inşaatın üçte birine “dava” adına el koymaya başladılar.  Yol kenarlarına art arda gökdelenler diktiler.

Şahsi havuzlarını doldurmaya başladılar.

Bu tarihten sonra herkes, kendisi, bizzat “dava” olmaya başladı. 

“Dava” havuzu ile “şahsi” havuzların suları karıştı.

KOLLEKTİF TALAN DÖNEMİ

Paranın kokusunu alan eş, dost, akraba, hemşehri çevrelerine doluşup yalanmaya başladı. 

Hırsızlığa yolsuzluk; yolsuzluğa hortumculuk eklendi.

“Ademoğlunun iki vadi dolu altını olsa üçüncü vadinin de kendisinin olmasını ister.” Hadis-i Şerifi tam karşılığını buldu.

İnşaat ve ihale yolsuzlukları kesmedi. Petrol kaçakçılığı… Uyuşturucu kaçakçılığı, silah kaçakçılığı. Tüm bu işlere balıklama daldılar. Tepeden tırnağa eracif gömüldüler. 

“Devlet malı deniz yemeyen domuz” diye düşündüler ama yiyenlerin domuzlaştığı ortaya çıktı. Kamu hırsızlığı basit bir şey değildi. Küçük bir şirket çalışanı yolsuzluk yapsa… Kaç kişinin hakkını gasp etmiş olur? Şirket üç kişiye aitse sadece onların malını çalmış olur. Peki bu insan devlet bürokratı veya memuru ise? Veya devleti dışarıdan hortumluyorsa, haksız kazanç elde ediyorsa kaç kişiyi dolandırmış olur?

84 milyon insanın hakkını gasp etmiş olur. Yolsuzluğa konu olan para 84 Milyona bölündüğünde belki çok minik bir rakam tutar ama miktarın önemi yok. Tek tek 84 Milyon insanın malını çalmış olur. Kamu hakkı böyle korkunç bir tehlike.

İçine gömüldükleri pislik 2013-2014 seviyesindeyken yakalansalardı “Müslüman” bir “hırsız” olarak yakalanacak belki de hapiste cezalarını tamamlayıp aklanacaklardı. Bu da onlar için belki tevbe fırsatı olacaktı. Ama buna layık değillerdi. 

Bir hırsız için “bela”sını bulmak yakalanmak değildir; bir hırsız için belasını bulmak yakalanmamaktır.

“Ceza” bela değildir; nimettir. Bela; hırsızlığın kefaretini ödememektir. 

Hırsızlık iktidar bünyesinin tamamına yayılırken üst yöneticiler bunu yeni ve daha ağır suçlar eklediler.

Tarih boyunca yapılmış her zulüm türünü güncelleyip beterini yaptılar. Ülkenin geçmiş ve geleceğini bitirdiler. 

Sedat Peker’in açıkladıkları devede kulak bile değil. 17-25’te ortaya dökülenler ve Peker’in açıkladıkları hırsızlıkların gerçek boyutunun yüzde biri etmez. 

Generallerin üniformalarını nişanlar süsler. Her bir iktidar yandaşı ya kendisi yaparak veya desteklediği için artık adi suçlu bir “hırsız” değil. Kader tüm kötülük nişanlarını hepsine tek tek taktı.

NİŞANLAR!

Nişanlar: Dolandırıcılık, rüşvet, irtikab, zimmet, tefecilik, gasp, cinsel saldırı, fuhuş, tecavüz, işkence, kaçakçılık, uyuşturucu, cinayet ve kitlesel soykırım… 

Yalan, iftira ve toplumu kutuplaştırma da cabası.

2013’te gazetedeki bir toplantıda yolsuzluklar ve ahlaki çöküntünün seçimlere etkisi üzerinde konuşuyorduk. Büyük bir kamuoyu araştırma şirketi uzmanı şöyle demişti:

“Siz bu toplumu tanımıyorsunuz. Bu halk ne uçkur rezilliklerinden rahatsız olur ne de yolsuzluklardan. Halkın tek kaygısı vardır. O da ‘niye ben çalamıyorum da o çalıyor?” 

Çok haklıydı. Acı gerçekle yüzleşmek kolay olmadı. Halk tabanının ekseriyeti buydu. Gidişatı iki hadis özetliyor: “Nasılsanız öyle yönetilirsiniz.” “Amelleriniz yöneticilerinizdir, onlar sizlerin eseridir.” 

Böyle bir iklimde ahlaki yönden ne selleri önleyebilirsiniz ne de depremleri. Taban çoğunluğu ahlaki kalite kazanmadan ülkenin genel iklimi düzelmez. Ülkenin maddi ve ekonomik olarak çöküşü ahlaki iflasının yanında bir “hiç” ten ibaret. Ekonomik yıkım ülkeyi 50 yıl geriye götürdü. Ama ahlaki çöküntü tarihin hangi dip noktasına ulaştı bilmiyorum. Ekonomik çöküş belki 5-10 yılda telafi edilir. Ama işin ahlaki boyutu, hayatını insan imarına vakfetmişler için bulunmaz bir fırsat! Yapılacak tek şey coğrafyanın bu gerçeklerini kabullenmek, selden kütük kapmak, sabırla “imâr” planları yapmak.