G20’nin ardından

G20’nin ardından

Bugüne kadar çok az sayıda G20 zirvesi soğuk savaşın gölgesinde gerçekleşmiştir. Ukrayna’da süren savaş ve ABD-Çin gerilimi, G20 ülkelerinin geçtiğimiz hafta Bali’de gerçekleştirilen yıllık toplantısına da yansıdı. Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik savaşının gündemde olduğu zirveye Devlet Başkanı Vladimir Putin katılmazken Xi Jinping ve Joe Biden ikilisinin sıcak teması damga vurdu.

Her iki lider de zirveye elleri güçlü bir şekilde katıldı. İki liderin tanışıklığı devlet başkanı seçilmelerinin öncesine dayanıyor. Xi, üçüncü dönemi ile iktidara yeniden geldi. Biden ise, Kongre ara seçimlerinde Demokrat Parti’nin beklenmedik bir şekilde Senato’nun kontrolünü elinde tutmasıyla iyi bir seçim performansı göstermiş oldu.

Biden ve Jinping’in üç saat baş başa görüşmelerinden çok önemli bir sonuç çıkmadı, ama uzun zamandır sürmekte olan aradaki gerginliğin yerini dostane bir havaya bıraktığını belirtmek gerekiyor.  ABD başkanının Güneydoğu Asya’daki diplomasi ziyareti Çin’e yönelik ABD destekli bir stratejik ittifak oluşturdu. Ancak bu Pekin için aynı anlama gelmiyor. Görevde üçüncü dönemini dolduran Xi’nin Tayvan konusundaki uzun vadeli planlarından geri adım atması pek mümkün görünmüyor. 

Zirvenin en önemli konularından birisi de Tayvan’ın Çin tarafından olası işgaliydi. Biden zirve sonrası, Bali’deki görüşmelerinden Tayvan’ın işgalinin kısa vadede mümkün görünmediğini söyledi. Bu açıklama, ABD’nin, Çin’in bir provokasyon olarak gördüğü Tayvan’a silah göndermeyi sona erdireceği anlamı barındırmıyor ama Pekin’den gelen muhalif sesler ABD’ye Güney Çin Denizi’ndeki askeri varlığını güçlendirmesi için de bahane sunuyor. Tayvan’ın gelecekte iki ülke arasında göstereceği tarafsızlık, Çin’in ülkenin egemenliğini tehdit etmeyi devam ettirip ettirmeyeceğine bağlı. 

İki küresel güç arasındaki gerilimin azalması, uluslararası istikrar açısından önemli. Zirve öncesinde yapılan baş başa görüşme ile bu resim dünyaya sunulmuş oldu. Her iki liderin açılış konuşmaları ve Biden’ın başkanlığı devralmasından bu yana yaptıkları ilk yüz yüze görüşme oluşacak olumlu havanın işaretiydi. Hem Biden hem Jinping son yıllarda yaşanan gerginliklerin azaltılması ve dünya çapında yeni bir Soğuk Savaş endişesine mahal verilmemesi gerektiğinin önemini vurguladı.

Xi yaptığı açıklamada; dünyanın, iki ülke arasındaki ilişkilerin iyileştirilmesi için baskı yaptığını ve bunun sağlanması için belli adımların atılması gerektiğinin altını çizdi. Çin ve ABD arasındaki gerginliğin her iki ülkenin de çıkarlarına uygun olmadığını, “sağlıklı ve istikrarlı bir yol” üzerinde çalışılması gerektiğini dile getirdi. 

SAVAŞ VE EKONOMİ

Rusya-Ukrayna savaşının yol açtığı jeopolitik gerilimler ve yükselen enerji, gıda fiyatları da dahil olmak üzere, savaşın küresel ekonomi üzerindeki geniş kapsamlı etkileri zirvedeki en önemli konu başlığı oldu. 

Ukrayna Devlet Başkanı Volodymyr Zelensky, zirveye video konferans ile katılarak Rusya’ya askerlerini geri çekmesi ve savaşı bitirmesi için kesin çağrıda bulundu. Zelensky, ülkesinin “egemenliğini ve bağımsızlığını” etkileyecek barış önerilerini ise reddetti.

Vladimir Putin’in Ukrayna’ya savaş ilan etmesine yardımcı olan hataların yeniden tekrarlanmaması adına diplomatik yollar bulunması gerekiyordu. Putin’in geri adım atarak savaşı sona erdirmesi ve Ukrayna’nın batı ve doğu arasında tarafsız kalmasını sağlamak için artık çok geç. Rusya ve ABD çeşitli yollarla hala diyalog içerisindeler ama bu Ukrayna’daki yıkımı durduracak bir barış müzakeresi türünden değil. 

Bunun için çaba göstermek bile Amerika’da şimdilik aforoz etkisi yaratabilir. Kısa bir süre önce, kongredeki Demokrat bir gruptan Biden yönetimine bir mektup gönderilmişti. Mektupta, Ukrayna’ya askeri yardımın yanı sıra müzakerelerin sürdürülmesinin de makul bir yol olabileceği öne sürülmüştü. Ancak mektup bir gün sonra geri çekilmek zorunda kaldı. Ukrayna’ya verilen destek, kan dökülmesini durdurmak için artan diplomatik çabaları arka plana itiyor. Sonuç itibari ile, bu savaşın en büyük kazananı silah tüccarları oluyor. 

ABD’deki yerel ara seçimlerin ardından çıkan sonuç, sosyoekonomik kaygılar ve ideolojik değişimlerin yaşandığını da ortaya koyuyor. Cumhuriyetçilerin kontrolündeki bir Meclis, Biden başkanlığının kalan iki yılı boyunca yasamanın tıkanması anlamına gelebilir. 80 yaşındaki Biden 2024’te kesinlikle tekrar aday olmayacaktır. Bu karar umarım ara seçimde onayladığı adayların üçte ikisinin yenilgisine çok kızdığı bilinen Donald Trump için de geçerli olur.

BUGÜN SAVAŞ DÖNEMİ OLMAMALI 

Zirvenin kapanışında yayınlanan ortak bildiride, “bugün savaş dönemi olmamalı” denildi ve Putin’in nükleer tehdidine atıfta bulunularak “nükleer silahların kullanılmasının kabul edilemez” olduğunun altı çizildi. Bu açıklama Moskova’ya önemli bir mesaj niteliğindeydi.

Zirveye ev sahipliği yapan Endonezya Devlet Başkanı Joko Widodo, “G20 ekonomik iyileşme için katalizör olmalı… Dünyayı parçalara ayırmamalı. Dünyanın başka bir Soğuk Savaşa girmesine izin vermemeliyiz.” dedi. 

G20 liderleri tarafından yayınlanan bildiride, dünya ekonomisinin “benzeri görülmemiş çok yönlü kriz” ile karşı karşıya olduğu belirtildi. Enflasyonu dizginlemek için adımlar atılması çağrısında bulunuldu. Ancak G20 üyelerinin ekonomik çıkarları çok çeşitli olduğu için küresel toparlanma adına hiçbir plan üzerinde anlaşmaya varılamadı.

Liderlerin zirve sonrası yaptığı açıklamalarda, G20 ülkeleri arasında özellikle Ukrayna’daki savaş konusunda görüş ayrılıklarının olduğu gözlerden kaçmadı. 17 sayfalık açıklamanın ortaya koyduğu bir diğer sonuç ise, G20’nin “güvenlik sorunlarını çözecek bir forum olmadığı” yönünde. G20 zirvesinden çıkan tek önemli sonuç Biden ve Xi’nin bir araya gelerek ABD-Çin arasındaki buzları eritmeleri olmuştur.