Havaysa hava, karaysa kara… Geç olmadan!

Havaysa hava, karaysa kara… Geç olmadan!

Yıllar ilerledikçe ülkenin yakın siyasi tarihi ile arasındaki makas açılıyor.

Eskiden -darbelerle bölünmüş olsa da- kısmen demokratik bir gelenekten söz edilebilirdi. 

20 yılı geride bırakan AKP dönemi, kitleleri kendi yöntemlerine öyle alıştırdı ki, 40 yaş altı nüfusun, yaşadıklarını önceki dönemlerle mukayese olanağı kalmadı.

**

AKP ile yerleşen yanlış kabullerden biri, ülkenin dış politikası ve terör tanımı.

Parti devletleştiği ya da devlet partileştiği halde…

Ege’de sular ısınınca tüm siyasi görüşler ve basın, bir ağızdan Yunanistan’a atarlanıyor.

Suriye’nin kuzeyine veya Irak Kürdistanı’na bir harekat söz konusu olduğunda (HDP ve bileşenleri hariç) tavizsiz bir söylem birliği tesis ediliyor. 

“Savaşa hayır” demek vatana ihanetle eş tutuluyor.

**

2002 öncesi böyle değildi.

Partiler muhalefette iken takındıkları tutumu, iktidara geldiklerinde rafa kaldırsa da…

Kimse şeytanlaştırılmıyor, sabaha kadar süren TV programlarında, köylerin yakılmasına kadar hemen her şey özgürce tartışılabiliyordu.

90’lar “sütten çıkmış ak kaşık” değildi lakin fikir hürriyetinin önünde bugünkü bariyerler yoktu. 

**
Bugün, önceki dönemlerden farklı olarak propaganda araçları, kamuoyunu sistematik bir dezenformasyona maruz bırakıyor. 

Sıralı tüm unsurlar, büyük bir yalanın parçası olduklarının farkında ve makam ve konfor karşılığında bile isteye bir iş tutuyorlar.

Bunun yarın “patlayacağını” hakikatın ilelebet gizlenemeyeceğini bildiklerinden, akarkan küplerini doldurma derdindeler.

Ülkenin yetişmiş tüm değerlerinin biçildiğini…

Kurumlarının çöktüğünü, müktesebatın yerle bir olduğunu görmüyorlar mı?

Hepsinin farkındalar.

Süreç ne kadar uzarsa yıkım o denli şiddetli oluyor, soykırımın geriye dönüşü yok.

Bir daha kasedi başa sarmak mümkün olmayacak, ölen öldüğüyle çeken çektiğiyle kalacak.

Ondandır ki, bastırdıkça bastırıyorlar.  

Bir ajandaları var ve hiçbir şey bunun önüne geçemiyor.

Misal: Cemaat dosyalarına bakalım. Devletin verdiği rakamlara göre, 676 bin kişi hakkında 1 milyon 576 bin soruşturma açılmış. 

Bitmedi: Cezaevindeki tutuklu ve hükümlü yakınlarına yardım edenleri bile topluyorlar, hemen her gün. Gözaltına aldıkları erkekleri kameraların önünden geçirirken… Ev hanımlarının ve yaşlıların görüntülerini özellikle sansürlüyorlar, tabanda homurdanma olmasın diye. Devlet kanalında, cezaevlerinin çocuklar için nasıl huzurlu bir yuva olduğunun filmini çekip yayınlıyorlar. 

**

Keyfilik öyle tavan yapmış durumda ki…

İktidar ortağı Devlet Bahçeli, “Sürekli zam yapan zincir marketlerin fetö ile irtibat ve ilişkisinin titizlikle araştırılması gerektiğine inanıyoruz” diyor, diyebiliyor.

Yığınlar artık bunu kaale almasa da…

Bu yolun taşları döşenirken sessiz kalmanın tırsak bedelini ödüyorlar şimdi.  

**

Bakın, 10 gün öncesine kadar Altılı Masa’yı, Ekrem İmamoğlu’nun adaylık şansını, iktidarın (resmi rakamla) yüzde 85 enflasyonun altında kalacağını, hasta Türk lirasının kışı atlatamayacağını konuşurken…

Yüzlerce kere denenmiş sınır ötesi harekatın güncellenmiş son versiyonuyla herkesi bir kez daha hizaya sokan rejimin, son savaş tiyatrosunu izliyoruz.

Sözcü gazetesinin, “Bıçak kemiğe dayandı. Amerika’yı dinlemeyin. Havaysa hava, karaysa kara! Vurun, hain terörü bitirin” sürmanşetinin yanında Sabah’ın, Yeni Şafak’ın manşetleri yavan kalıyorsa…

Sadece bu bile millete bela olarak yeter, artar.

Ve bu tiyatroda HDP’yi kapatma davası da, İmamoğlu’na siyasi yasak gelip gelmeyeceği de rejimin iki dudağı arasındadır artık. 

Seçimin anahtarı elinde olduğu gibi…

Yarışacağı rakiplerini de belirleme üstünlüğü vardır.

Ve bu satırlar, kötümser bir ülke analizi değildir.

Geç olmadan aklınızı başınıza toplayın, ikazıdır.

Geç olmadan.